27 Mart 2026 Cuma

Kötücül Ses

Ben, vicdan ve adalet duygusunun bir “iç ses” niteliğinde insanın içinde var olduğuna inanıyorum. Bu konuyu önceki bir yazımda ele almış, primat akrabalarımızın davranışlarına, Kant’ın fikirlerine değinmiştim. Kuşkusuz bu yalnızca benim inancım değil, Sokrates - Plato çizgisinden bu yana “daimonion” olarak bilinen bir düşünce.

O zaman soru şu: Pekiyi çevremizde neden bu kadar vicdansızlık, vahşet, şiddet, baskı görüyoruz? Neden Gazze’deki, İran’daki saldırılar yaşanıyor? Nasıl oluyor da Nazi Almanya’sının çalışma kamplarında can verenlerin torunları Filistinlilere soykırım uyguluyor?


Hem bu yeni bir şey de değil. Tarih savaşlardaki vahşet örnekleriyle dolu. Roma arenalarında seyirciler, insanların vahşice öldürülmesini istemedi mi? Kolonyalist baskılar altında milletler inlemedi mi? Suçsuz kadınlar cadı diye yakılmadı mı? Ya giyotinlere, idam törenlerine ne demeli?

Bu gibi gözlemler, insanın içinde bir de kötücül “iç ses” olduğunu düşündürüyor. O zaman ikinci soruyu sorabiliriz: Bu “kötücül ses” nereden kaynaklanıyor? Temel olarak kaynakların kişisel çıkarlarımız, dogmalar ve boş inançlar olduğu söylenebilir. Romalılar, kölelerin kendileri gibi insan olduğunu akıllarına bile getirmiyordu! Koloniciler, Hristiyanlığın “doğru”; diğer bütün din ve inançların “yanlış” olduğunu düşünüyordu! Engizisyon mahkemeleri, cadı olduğundan kuşkulandıkları kadınların ellerini – ayaklarını bağlayıp suya atıyor ve “cadı ise kurtulur, değilse nasıl olsa cennete gider” diyordu! Naziler, kendi ırklarının Yahudilerden, Slavlardan, Çingenelerden… üstün olduğuna inanıyordu!

Bir yandan vicdan “doğru olanı yap” derken; bazı dürtü ve çıkarlar “işine geleni yap” diyor. Bu tam olarak bir düalizm değilse de bir içsel çatışma ve ahlaki gerilim yaratıyor. “Tam olarak düalizm değil” dedim; çünkü din/metafizik, melek – şeytan gibi iki ayrı varlık, dolayısıyla tam olarak düalizmi, savunuyor.  Burada aklımıza Hristiyanlıkta ve İslam’da insanların içinden “cin çıkarma” uygulamaları akla geliyor. Oysa insanın çok katmanlı yapısı, tek bir benliğin içindeki çatışma, bu içsel gerilime yol açıyor.

Benim vardığım sonuç şu: Evet, içimizde bizi vicdanlı olmaya çağıran bir ses var; ama onu dinlemek için bir çaba, düşünme, eğitim -en azından- bir sessizlik gerekiyor. Yoksa diğer sesler onu bastırabiliyor ve hiç beklemediğimiz insanlar -ve giderek toplumlar- bu yanıltıcı seslerin etkisi altında kalabiliyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder