Ben, vicdan ve adalet duygusunun bir “iç ses” niteliğinde insanın içinde var olduğuna inanıyorum. Bu konuyu önceki bir yazımda ele almış, primat akrabalarımızın davranışlarına, Kant’ın fikirlerine değinmiştim. Kuşkusuz bu yalnızca benim inancım değil, Sokrates - Plato çizgisinden bu yana “daimonion” olarak bilinen bir düşünce.
O zaman soru şu: Pekiyi çevremizde neden bu kadar vicdansızlık, vahşet, şiddet, baskı görüyoruz? Neden Gazze’deki, İran’daki saldırılar yaşanıyor? Nasıl oluyor da Nazi Almanya’sının çalışma kamplarında can verenlerin torunları Filistinlilere soykırım uyguluyor?
Hem bu yeni bir şey de değil. Tarih savaşlardaki vahşet
örnekleriyle dolu. Roma arenalarında seyirciler, insanların vahşice öldürülmesini
istemedi mi? Kolonyalist baskılar altında milletler inlemedi mi? Suçsuz
kadınlar cadı diye yakılmadı mı? Ya giyotinlere, idam törenlerine ne demeli?
Bu gibi gözlemler, insanın içinde bir de kötücül “iç ses” olduğunu
düşündürüyor. O zaman ikinci soruyu sorabiliriz: Bu “kötücül ses” nereden
kaynaklanıyor? Temel olarak kaynakların kişisel çıkarlarımız, dogmalar ve boş
inançlar olduğu söylenebilir. Romalılar, kölelerin kendileri gibi insan
olduğunu akıllarına bile getirmiyordu! Koloniciler, Hristiyanlığın “doğru”;
diğer bütün din ve inançların “yanlış” olduğunu düşünüyordu! Engizisyon
mahkemeleri, cadı olduğundan kuşkulandıkları kadınların ellerini – ayaklarını
bağlayıp suya atıyor ve “cadı ise kurtulur, değilse nasıl olsa cennete gider”
diyordu! Naziler, kendi ırklarının Yahudilerden, Slavlardan, Çingenelerden…
üstün olduğuna inanıyordu!
Bir yandan vicdan “doğru olanı yap” derken; bazı dürtü ve
çıkarlar “işine geleni yap” diyor. Bu tam olarak bir düalizm değilse de bir
içsel çatışma ve ahlaki gerilim yaratıyor. “Tam olarak düalizm değil” dedim;
çünkü din/metafizik, melek – şeytan gibi iki ayrı varlık, dolayısıyla tam
olarak düalizmi, savunuyor. Burada aklımıza
Hristiyanlıkta ve İslam’da insanların içinden “cin çıkarma” uygulamaları akla
geliyor. Oysa insanın çok katmanlı yapısı, tek bir benliğin içindeki çatışma, bu
içsel gerilime yol açıyor.
Benim vardığım sonuç şu: Evet, içimizde bizi vicdanlı olmaya
çağıran bir ses var; ama onu dinlemek için bir çaba, düşünme, eğitim -en
azından- bir sessizlik gerekiyor. Yoksa diğer sesler onu bastırabiliyor ve hiç
beklemediğimiz insanlar -ve giderek toplumlar- bu yanıltıcı seslerin etkisi
altında kalabiliyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder