Mart ayını geride bıraktık. 14 Mart (Üçüncü ayın 14’ü, 3.14) önceleri Pi Günü olarak kutlanıyordu. UNESCO’nun kararı ile 2020’den beri de Dünya Matematik Günü (Internatrional Day of Mathematics -IDM) olarak kutlanıyor. Türkiye’deki matematik severler bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama pek yankı bulmuyor. Üstelik tüm Dünyada kutlanan bu günün 2025-2028 dönemi başkanı Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Betül Tanbay. Dünya Matematik Günü ülkemizde pek bilinen ve kutlanan bir gün değil. Zaten “matematik” hiç sevilmeyen, bir konu; okullarda matematik dersi adeta bir “karabasan”. Ben de bugün buna değinmek istiyorum.
Antik Yunancada “mathema” öğrenmek demek. Matematik doğru
ve mantıklı düşünmeyi, sistematik biçimde analiz etmeyi, canlandırmayı… öğretir.
Her şey bir yana matematiğin evrensel bir dil oluşturması
çok ilginç. Her doğal dilde birçok kavram o dile özgü sözcüklerle (simgelerle)
ifade ediliyor. Söz konusu dili bilenler yazılı veya sözlü olarak bu simgeleri
kullandığımızda ilgili kavramları anlıyor.
3, 5, +, - gibi matematiksel simgeler ise doğal dillerden
bağımsız, gerçekten ulus aşırı simgeler ve ilgili matematiksel işlemi bilen
herkes anlıyor. Sosyal veya insani bilimlerde böyle herkesin ortaklaştığı bir
dil yok. Onlar doğal dilleri kullanıyor. Sözcüklerin yansıttığı kavramlarda ortaklaşmaları
çok zor. Örneğin “Sınıf”, “Muhafazakârlık”,
“Demokrasi” veya “Ademi Merkeziyet” gibi kavramları uzmanlar çok farklı
biçimlerde tanımlayıp kullanıyorlar. Bu konu özellikle felsefe ve teoloji
alanında birçok yanlış anlaşılmaya ve karışıklığa yol açıyor. Her halde bunu en
yakından yaşayan yola bir matematikçi olarak başlayıp felsefeci olan Bertrand
Russsel yaşadı!
Yukarıda matematiğin “bilinçte canlandırmayı öğrettiğini”
söyledim. Bu ilk bakışta farkına varmadığımız biraz düşününce anladığımız bir
olgu. İlkokulda karşılaştığımız basit “dört işlem” problemlerini hatırlayalım: havuz
problemleri, dikdörtgen bir bahçenin çevresine ağaç dikmek, farklı şehirlerden
yola çıkan trenler veya “Ali’nin 100 lirası var…”, “Ayşe 10 yaşında …” diye başlayan
problemler. Hepsi aritmetik işlemlerinden önce havuz, yol, dikdörtgen şekli … gibi
bir durumu aklımızda canlandırmaya, yani “hayal kurmaya” dayanıyor.
Geometrinin sistematik yapısına daha önce değinmiştim. Özel
bir kanıtlama gerektirmeyen, herkesin onaylayacağı (“bütün parçalarından
büyüktür” gibi) temel aksiyomlara ve daha önce kanıtlanan teoremlere dayanarak
bir zincir oluşturup daha karmaşık teoremler çözülebiliyor. İskenderiyeli Öklid,
2 bin 400 yıl önce bu sistematik düşünce sistemini kitap halinde sunmuştu.
Soyutlama, bilinçte canlandırma, sistematik yaklaşım, birçok
konuda merak ettiğimizi aydınlatabiliyor. Örneğin Didimli Thales MÖ 7. Yüzyılda
geometrideki “benzer üçgenler” yardımıyla Mısır piramitlerinin yüksekliğini
hesaplayabiliyor. Newton 17. Yüzyılda değişkenlerin çok küçük adımlarla değişmesini
hayal ederek (limit, türev, integral gibi kavramları geliştirerek) gezegenlerin
yörüngelerinin neden eliptik olduğunu açıklıyor.
Matematiğin sanatla ilişkisi de çok iyi bilinen bir konu. Harmonik
seslerin nasıl doğal olarak oluştuğunu, bunun insan kulağına ve beynine uyumlu gelen
seslere yol açtığını biliyoruz. Bunun binlerce yıldır bilinen matematiksel bir
tabanı var. Benzer biçimde mimaride, resimde … gördüğümüz “altın oranın” da
binlerce yıllık bir geçmişi var.
Olaya bir de diğer açıdan bakalım: Pekiyi, matematiğin genel
olarak sevilmemesinin nedeni ne olabilir? Ben eğitim sistemimizde yukarıda
değinilen boyutlara hiç yer verilmemesi olarak görüyorum. Matematik genelde
“zor olduğu için sevilmiyor” demek yanlış. Anlaşılmadığı için zor geliyor ve bu yüzden korkulup sevilmiyor.
Daha dört işlemin ilk adımlarında çarpım tablosunu “ezberletiyoruz”. (Tarih
derslerinde geniş bir kapsam içine oturtmadan savaşların tarihlerini; coğrafya
derslerinde ırmakların adlarını “ezberlettiğimiz” gibi!)
2026 Dünya Matematik Gününün teması “Umut” olarak
belirlenmişti. İlk bakışta bunu yadırgayabilir, “ne alakası var” diyebiliriz. Oysa
güçlü olanın, hiçbir kural tanımadan zayıfı ezdiği günümüzde, matematik bizi iş
birliğine çağırır. Oyun kuramında, karşısındakinin ne yapacağını düşünerek
karar verilmesinin, her iki taraf için de en iyi sonuca götüreceği matematiksel
olarak kanıtlanabilir. Matematikte doğru ve yanlış çok net ve yalın. Yalanın,
abartının egemen olduğu “gerçek ötesi” bir dönemde, matematiğin somut
“doğrularına” büyük gereksinim var.
Kısacası matematiğin güzelliklerini yaşamaya çok ihtiyacımız
var.
Dünya Matematik Günümüz kutlu olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder