Yazın bu sıcak günlerinde hep deniz aşkım tazeleniyor. Deniz, tekne, yelken, yüzme gibi konular “favori” konularım olageldi. Bugün de yelkenciliğin çağrıştırdığı “rüzgara” değinmek istiyorum.
Günümüz kentlerinde, sokak koridorlarını dünyasında rüzgar
ya hiç yok ya da “sağdan” veya “soldan” esiyor. Oysa kıra-denize, koylarımıza
uzandığımızda rüzgar yönü çok önemli. Hangi koydan denize gireceğimize rüzgara
bakarak karar veriyoruz. Hele bir yelkenli ile denize çıktığınızda rüzgar yönü
ve şiddeti çok daha önem kazanıyor.
Belirli rüzgarlar her zaman ve her yerde özel isimlerle anılmış.
Fransa’nın “Mistrali”, İtalya’nın “Sciroccosu”, İspanya’nın “Levechesi”, Arap
ülkelerinin Sam yeli (Arapça samüm-zehirli rüzgar) gibi. Ülkemiz denizciliğinde
buna ek olarak her yönden esen rüzgar ayrı bir adla anılıyor. (Kuzeyden başlayıp
saat yönünde ilerlersek Yıldız-Poyraz-Gündoğusu-Keşişleme-Kıble-Lodos-Günbatısı-Karayel.)
Örneğin Güney California’da (Santa Ana, Sundowner, Catalina Eddy gibi ünlü
rüzgarlar var, ama bu sistematik yaklaşım yok. Denizci radyolarından “rüzgar
Kuzeydoğudan 15 Knot şiddetinde esiyor” gibi duyurular alıyorsunuz. Uzmanlar
bunun nedenini Akdeniz’de binlerce yıllık denizcilik geleneğinin birikmesi;
buna karşılık California denizciliğinin çok sonraları, pusula yönlerine dayanarak,
modern çağda gelişmesi olarak belirtiyorlar.
Burada -özellikle yurdumuz denizciliğinde bilinen- birkaç rüzgar
yönü adının kaynağına değinmek istiyorum.
Öncelikle bu rüzgar yönü adlarının, yurdumuzun bütün denizlerinde
kullanılsa da İstanbul kaynaklı olduğunu belirteyim.
Güneydoğudan esen rüzgarın adı “keşişleme”. Uludağın eski
ismi “keşiş dağı”, Uludağ, İstanbul’un Güneydoğusunda. “Karayel”, Kuzeydoğu dan
(yani Trakya yönünden, kara üzerinden) esip
İstanbul’a soğuk hava getiriyor. (Meteoroloji raporlarındaki “Balkanlardan
gelen soğuk hava dalgası” klişesini hatırlayın.)
Poyraz -yine İstanbul’a göre- Karadeniz üzerinden gelip
denizdeki nemli havayı yağış olarak getiriyor.
İstanbul Boğazı Karadeniz yönünden (Kuzeydoğudan), Marmara’ya
doğru (Güneybatıya) doğru uzanıyor. Kuzeydoğudan esen poyraz ile Güneybatıdan esen
lodos da ülkemizin en ünlü iki rüzgarı olmuş. Ama bu konuda bir “anlaşmazlık”
da var: Boğazda ilerleyen tekneler veya yüzenler için çok etkili olan yüzey
akıntısı Karadeniz’den Marmara’ya doğru. Buna ters yönden esen lodos dalgayı yükseltiyor,
geçişi zorlaştırıyor, hatta bazen boğaz trafiğinin tümüyle durmasına yol açabiliyor.
“Lodos Marmara’yı Boğaza yığdı” deniyor, gerçekten de Boğazın birçok yerinde
sular yükseliyor. Kısacası İstanbullular poyrazı seviyor, ama lodosu pek
sevmiyor. Oysa Egede poyraz kara üzerinden gelip yazın sıcak, kışın soğuk hava
getiriyor. Ege kıyıları için yağış, yazın serinlik getiren rüzgar lodos.
“Poyraz” sözcüğünün etimolojik kökeninin Yunan Mitolojisindeki Kuzey Rüzgarı Tanrısı “Boreas” olduğu konusunda görüş birliği var. Ama Güneybatıdan esen “lodos” rüzgarının adının Batı Rüzgarı Tanrısı “Zephyrus” veya Güney Rüzgarı Tanrısı “Notus”tan kaynaklandığını söyleyenler var. Yunan Mitolojisinde her bir ana yönlerde esen rüzgarın ayrı tanrısı var. Rüzgara verilen öneme bakın! Ben bu mektupta yalnızca rüzgar yönüne değindim; rüzgar şiddetine hiç değinmedim. Ama genellikle poyrazın birçok diğer yönden gelen rüzgardan daha şiddetli olduğunu belirtmeliyim. Boreas (Poyraz) Atina prensesi Oreithyla’ya aşık olur ve Atina kentine yönelen Pers donanmasına -bir fırtına çıkartarak- zarar verir.
Rüzgarların nasıl oluştuğu oldukça karmaşık bir konu. Çok
basite indirgeyip İlkokul düzeyine indirirsek. Güneş ışınlarının kara
parçalarını denizlerden daha çok ısıttığını, ısınan hava yükselince de denizlerden
karaya doğru bir hava akışı oluştuğunu söyleyebiliriz. Yani güneş yoksa rüzgar
da yok! Birçok Ege sahil kentinde güneşin denize “battığını” gözleriz. Çocukluğumda günbatımında yarı saydam turuncu
renkli bir “şey” oluşup dalgaları “bastırdığını” düşünürdüm. Kuşkusuz benim çocuk
aklımla dikkatimi çeken (tabii günlerce süren fırtınalar dışında) güneş batarken
veya geceleri rüzgarın kesilmesi binlerce yıldır gözleniyordu. Antik bilince
yansımasını Yunan Mitolojisinde görüyoruz. Yunan Mitolojisindeki dört Rüzgar
Tanrısıi Şafak Tanrısı (Eos) ile Gece-Yıldız Titanının (Astraeus)
çocukları. Baba gelince egemen oluyor ve çocuklar susuyor. Dilimizdeki ruzgar
sözcüğünde de aynı kavramı görüyoruz. Rüzgar, Farsça kökenli; rûz
(gündüz) – kâr (içinde). Tıpkı zanaatkar (zanaatın içinde) gibi.
Pruvanız neta (yolunuz açık) olsun. Halikarnas Balıkçısı’nın
dediği gibi “aganta burina burinata” (yelkenler açılsın).

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder