16 Temmuz 2026 Perşembe

D. Trump ve Bilim

ABD Başkanı Donald Trump, aykırı söz ve davranışları ile on yıllardır hepimizin gündeminde. Onun önderlik ettiği gerçeklikten kopuşa, yalanlara, tutarsızlığa, çelişkilere, kendini beğenmişliğe, güce tapılmasına, sivil özgülükleri kısıtlamasına, demokrasiden uzaklaşmaya, ötekileştirmeye… alışmayı ret ediyorum. ABD’de bilimsel kurumlara güven, halk sağlığı politikaları ve bilimin siyasetteki rolü konusunda artan bir kutuplaşma yaşanıyor.

Ben bu yazımda Trump ve çevresindekilerin bilime yaklaşımını ele almak istiyorum. Buna yol açan haber Haziran 2026’da 5 bilim insanının Diabets Care adlı dergide yayınladıkları başmakaleyi Amerikan Diyabet Derneğinin (American Diabetes Association) yıllık kongresinde dağıtmak suçu (!) ile polis tarafından tartaklanarak toplantıdan çıkarılması oldu (Inside Higher Ed). Söz konusu yazı, Trump yönetiminin biyomedikal araştırmalara yönelik politikalarını sert biçimde eleştiriyordu.


Önce, çağımızın en büyük sorunu, iklim krizine değinelim. Trump, yıllar önce (2012) küresel ısınma konusundaki söylemin “Çinliler tarafından ve onlar için (ABD’nin rekabet gücünü azaltmak amacıyla) yaratıldığını” söylemişti. Seçim kampanyalarında defalarca küresel ısınmayı sahtekarlık (hoax) olarak niteledi. 2025’te BM Genel Kurulunda “dünyaya karşı işlenmiş en büyük aldatmaca" dedi. Kömürün “temiz ve güzel” bir enerji kaynağı olduğunu söyledi, defalarca petrol şirketlerinden yana sözlerini izledik… Örnekler çoğaltılabilir; ama ben daha çok yaptıklarına değinmek istiyorum. BM’in koordine ettiği Paris İklim Anlaşması (2015) küresel sıcaklık artışına bir sınır getirmeyi amaçlıyordu ve (ABD dahil) 195 ülke tarafından imzalanmıştı. Trump yönetimi bu anlaşmadan çıktı. Ulusal İklim Değerlendirme (National Climate Assessments-NCA) raporları federal web sitelerinden kaldırıldı. Ulusal Hava Durumu Servisi (National Oceanic and Atmospheric Administration-NOAA) ve Ulusal Hava Servisinde (National Weather Service-NWS) bütçe kısıtlamaları, personel azaltımları, bazı projelerin iptali ve fonların kesilmesi, yalnızca ulusal düzeyde değil yerel düzeyde de, veri toplama ve değerlendirme çalışmalarını aksattı.

Diğer bir konu da Trump yönetiminin aşı karşıtlığı. Sağlık Bakanı Robert Francis Kennedy Jr., yıllar önce amcasının, ardından babasının birer suikastla öldürülmelerinin travmalarını yaşamış olabilir. Ama aşı karşıtlığının önderi olmasını affedemiyorum. R.F. Kennedy, bütün bilimsel veri ve araştırmaları yok sayarak aşıların otizme yol açtığını sürekli öne sürdü. Bu konuda ABD federal hükümetine bağlı bir halk sağlığı kurumu olan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Centers for Disease Control and Prevention-CDC), üniversiteler, tıp araştırmaları ve bilim insanları ile savaştı. Üstelik sağlık alanındaki kısıtlamalar ülke içinde kalmadı. ABD başta BM Dünya Sağlık Örgütü (Wold Health Organization- WHO) olmak üzere birçok uluslararası kurumdan çıktı, projeler iptal edildi ve yoksul ülkelere yapılan yardımlar azaltıldı. OECD'nin 2026 bütçe değerlendirmesine göre, ABD'nin FY2026 teklifinde ikili küresel sağlık programlarında yaklaşık üçte iki oranında kesinti öngörüldü. Oysa birçok ülkede kızamık, çocuk felci, HIV/AIDS, tüberküloz gibi hastalıklar artıyor.

Sanırım hepimiz hatırlarız: “gerçek ötesi” (post-truth) kavramı 2016'da Oxford University Press tarafından yılın kelimesi seçilmişti. Hem Brexit, hem de Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası önemli örnekler olarak gösterilmişti. ABD basını (Washington Post Fact Checker) Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde, 30 binden çok “yanlış veya yanıltıcı” bilgi verdiğini belirtiyor. Gerçek ötesi kavramının, yukarıda birkaç örneğini verdiğim gelişmede anahtar bir kavram olduğunu düşünüyorum.

Bildiğiniz gibi bilimin hareket noktası gözlemler, olgular ve verilerdir. Doğa bilimlerinin amacı olan doğayı açıklama arayışı ancak buna dayanır. Yüzyıllar öncesinde belirlendiği gibi bilim, bir inançtan, ideolojiden veya sonuçtan değil; dış dünyada gözlenen şeylerden yola çıkar (Francis Bacon, Novum Organum,1620). (Kuşkusuz Bacon bu görüşleri geliştirirken Aristoteles’in görüşlerinin dogma haline getirilmesine karşı çıkıyordu.) 21.Yüzyılda –“gerçek ötesine” geçiyoruz diyerek- bilimsel kurumlara ve onlardan gelen verilere karşı çıkmanın bizi karanlığa götüreceğine ve bunun “gerçek” tehlike olduğuna inanıyorum.