ABD Başkanı Donald Trump, aykırı söz ve davranışları ile on yıllardır hepimizin gündeminde. Onun önderlik ettiği gerçeklikten kopuşa, yalanlara, tutarsızlığa, çelişkilere, kendini beğenmişliğe, güce tapılmasına, sivil özgülükleri kısıtlamasına, demokrasiden uzaklaşmaya, ötekileştirmeye… alışmayı ret ediyorum. ABD’de bilimsel kurumlara güven, halk sağlığı politikaları ve bilimin siyasetteki rolü konusunda artan bir kutuplaşma yaşanıyor.
Ben bu yazımda Trump ve çevresindekilerin bilime
yaklaşımını ele almak istiyorum. Buna yol açan haber Haziran 2026’da 5 bilim
insanının Diabets Care adlı dergide yayınladıkları başmakaleyi Amerikan
Diyabet Derneğinin (American Diabetes Association) yıllık kongresinde dağıtmak
suçu (!) ile polis tarafından tartaklanarak toplantıdan çıkarılması oldu (Inside
Higher Ed). Söz konusu yazı, Trump yönetiminin biyomedikal araştırmalara
yönelik politikalarını sert biçimde eleştiriyordu.
Önce, çağımızın en büyük sorunu, iklim krizine değinelim. Trump, yıllar önce (2012) küresel ısınma konusundaki söylemin “Çinliler tarafından ve onlar için (ABD’nin rekabet gücünü azaltmak amacıyla) yaratıldığını” söylemişti. Seçim kampanyalarında defalarca küresel ısınmayı sahtekarlık (hoax) olarak niteledi. 2025’te BM Genel Kurulunda “dünyaya karşı işlenmiş en büyük aldatmaca" dedi. Kömürün “temiz ve güzel” bir enerji kaynağı olduğunu söyledi, defalarca petrol şirketlerinden yana sözlerini izledik… Örnekler çoğaltılabilir; ama ben daha çok yaptıklarına değinmek istiyorum. BM’in koordine ettiği Paris İklim Anlaşması (2015) küresel sıcaklık artışına bir sınır getirmeyi amaçlıyordu ve (ABD dahil) 195 ülke tarafından imzalanmıştı. Trump yönetimi bu anlaşmadan çıktı. Ulusal İklim Değerlendirme (National Climate Assessments-NCA) raporları federal web sitelerinden kaldırıldı. Ulusal Hava Durumu Servisi (National Oceanic and Atmospheric Administration-NOAA) ve Ulusal Hava Servisinde (National Weather Service-NWS) bütçe kısıtlamaları, personel azaltımları, bazı projelerin iptali ve fonların kesilmesi, yalnızca ulusal düzeyde değil yerel düzeyde de, veri toplama ve değerlendirme çalışmalarını aksattı.
Diğer bir konu da Trump yönetiminin aşı karşıtlığı. Sağlık
Bakanı Robert Francis Kennedy Jr., yıllar önce amcasının, ardından
babasının birer suikastla öldürülmelerinin travmalarını yaşamış olabilir. Ama
aşı karşıtlığının önderi olmasını affedemiyorum. R.F. Kennedy, bütün bilimsel
veri ve araştırmaları yok sayarak aşıların otizme yol açtığını sürekli öne sürdü.
Bu konuda ABD federal hükümetine bağlı bir halk sağlığı kurumu olan Hastalık
Kontrol ve Önleme Merkezleri (Centers for Disease Control and Prevention-CDC),
üniversiteler, tıp araştırmaları ve bilim insanları ile savaştı. Üstelik sağlık
alanındaki kısıtlamalar ülke içinde kalmadı. ABD başta BM Dünya Sağlık Örgütü (Wold
Health Organization- WHO) olmak üzere birçok uluslararası kurumdan çıktı, projeler
iptal edildi ve yoksul ülkelere yapılan yardımlar azaltıldı. OECD'nin 2026
bütçe değerlendirmesine göre, ABD'nin FY2026 teklifinde ikili küresel sağlık
programlarında yaklaşık üçte iki oranında kesinti öngörüldü. Oysa birçok ülkede
kızamık, çocuk felci, HIV/AIDS, tüberküloz gibi hastalıklar artıyor.
Sanırım hepimiz hatırlarız: “gerçek ötesi” (post-truth)
kavramı 2016'da Oxford University Press tarafından yılın kelimesi seçilmişti. Hem
Brexit, hem de Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası önemli örnekler olarak gösterilmişti.
ABD basını (Washington Post Fact Checker) Donald Trump'ın ilk başkanlık
döneminde, 30 binden çok “yanlış veya yanıltıcı” bilgi verdiğini belirtiyor. Gerçek
ötesi kavramının, yukarıda birkaç örneğini verdiğim gelişmede anahtar bir
kavram olduğunu düşünüyorum.
Bildiğiniz gibi bilimin hareket noktası gözlemler, olgular
ve verilerdir. Doğa bilimlerinin amacı olan doğayı açıklama arayışı ancak buna
dayanır. Yüzyıllar öncesinde belirlendiği gibi bilim, bir inançtan, ideolojiden
veya sonuçtan değil; dış dünyada gözlenen şeylerden yola çıkar (Francis Bacon, Novum
Organum,1620). (Kuşkusuz Bacon bu görüşleri geliştirirken Aristoteles’in
görüşlerinin dogma haline getirilmesine karşı çıkıyordu.) 21.Yüzyılda –“gerçek
ötesine” geçiyoruz diyerek- bilimsel kurumlara ve onlardan gelen verilere karşı
çıkmanın bizi karanlığa götüreceğine ve bunun “gerçek” tehlike olduğuna inanıyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder